Eğitim amaçlı ya da evinizde kullanmak isteyebileceğiniz çocuk şarkıları için site önerisinde bulunacağım. Bu sitede eğitim, kültür sanat ve yaşam ekseninde yazılar yayınlansa da çocuk şarkıları bolca mevcut.
Okul öncesi eğitim için, ilkokul için çocuk şarkıları bulunmakta olup birçok çocuk şarkısının da notaları bulunmaktadır.
Çocuk şarkıları için 40dk.com sitesini tercih edebilirsiniz. Bu siteden güvenle dosya indirebilirsiniz.
Çocuk şarkıları bir çok açıdan önemlidir. İster evde ister okulda çocuklar için olmazsa olmazdır. İster normal eğitim veren okullarda isterse özel eğitim okullarında olsun şarkılar eğitimi kolaylaştırmaktadır.
Oyunla öğretim son yıllarda biraz daha üzerinde durulan bir yöntem. Dil problemi yaşayan çocuklar veya çzgüveni düşük çocuklar müzikle öğretime karşılık veriyorlar. Oyunla öğretim ise müziksiz olmaz. O bakımdan çocuk şarkıları eğitimde bir nimettir.
16 Ocak 2017 Pazartesi
13 Ekim 2016 Perşembe
Macera Dolu Türkiye

Rafet El Roman'ın bir şarkısı vardı ilk albümlerinden birisinde; Macera Dolu Amerika! Artık macera Amerika'da değil.. Macera artık Türkiye'de. Her yanımız macera dolu. Üçkağıtçısından yalakasına, yandaşından magazincisine hepsi var bizde. Gel üç gün Türkiye'ye.. Doyamazsın maceraya..
Etiketler:
çocuk istismarı,
daeş,
darbe,
fetö,
fettullah gülen,
işid,
kadın cinayetleri,
macera,
mehmet cengiz,
öso,
rafet el roman,
sinan çetin
20 Eylül 2016 Salı
Karavan Hayatı Yaşamak
Günlük hayat hemen hemen herkesi boğuyor. Türkiye'nin acı gerçeklerinden birisi olan göç nedeniyle ülke nüfusunun çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Şehirler ise baştan sonra stres nedeni. Hal böyle olunca farklı bir yaşam istiyor insanlar. Kimbilir kaç kişinin bir karavan gördüğünde içi kıpır kıpır oluyor merak ediyorum?
19 Eylül 2016 Pazartesi
Artvin Cerattepe Davası
Yahu, ne biçim bir ülke olduk arkadaş böyle! İnsanlar, doğalarını, şehirlerini korumak adına seslerini çıkarıyorlar. Ama devlet de kendi adamlarını kollamak için can atıyor. Bir maden işi var. Belli ki geliri sağlam olan. Bir insancık var; milletin anasına sövmüş. Bir de millet var analarına sövülen ama zerre ses etmeyen.
Şortlu Kadına Otobüste Tekme Atan Adi Herif
Geçtiğimiz günlerde bunu da yaşamış olduk. Bence bu olayı gerçekleştiren asalak herif Türkiye'de tam bir dönüm noktası yaratmak üzereydi. Ailesinin demesine göre şizofreni hastası ama peki bu rahatsızlığına rağmen kim bu adama güvenlik görevlisi olma belgesini verebildi.
Etiketler:
burka,
haşema,
kadına şiddet,
piskopat,
tekme
18 Eylül 2016 Pazar
Fetullah Gülen Cemaati Kumpasları
Uzun bir süre blog yazılarıma ara verdiğim için geriye dönüp de yazdığım bazı yazılara bakınca; bunlar hakkında bazı güncellemeler eklemeliyim diye düşündüm.
Mesela Ahmet Şık ve Nedim Şener adlı iki gazetecimizin tahliyeleri hakkında da yazmışım. Onların içeri alınmalarında ana etken Fetullah Gülen Cemaatiydi. Zaten, güzel insan Ahmet Şık da gözaltına alınırken dokunan yanar diye cemaati işaret etmişti.
Ve MS FrontPage' e Elveda
![]() |
| FrontPage bir efsane |
Sene bilmem kaç! Tahmini 2002 civarları. Üniversite bitince boş zaman etkinliği ve yüksek heyecan sebebi web tasarım işleri.. Ticari mi? Elbette değil. Tamamen bir hobi ve devamında da harika bir dünyanın kapılarını aralamanın müthiş heyecanı.
16 Eylül 2016 Cuma
lubith.com ile wordpress tema yapımı
Merhabalar. Web sitesi tasarım konularından birisi de tema yapımıdır. Tema nedir? Tema belirli sistemlerde hazırlanan web sitelerinin veya uygulamaların dış görünümlerini değiştiren dosyalara verilen isimdir.
10 Ocak 2013 Perşembe
Gittigidiyor.com bakım çalışması :)
Onca yıldır online alışveriş yapıyorum. Bir sürü siteden bir çok alışveriş yaptım. Bugün az önce çok ilginç bir durumla karşılaştım. İlk defa Türkiye'nin büyük online alışveriş sitelerinden birisinin gündüz vakti bakım moduna alındığını ve dolayısıyla kapalı olduğunu gördüm.
Günlük hayatta gerçek marketler ve mağazalar bile kapalı görülmezken, küresel bir sanal mağazacılık örneği olan Ebay iştiraki Gitti Gidiyor'un kapalı olmasına çok şaşırdım doğrusu.
Ne yazık ki ekran görüntüsü almadım. Şimdi yayına geçmiş site yeniden.
Tam yaptığım alışverişi tamamlarken site bakım moduna girmişti.
Neyse dönüp alışverişi tamamlayalım. Web tasaım işiyle uğraştığım için ve böylesine bir kurumsal sitenin kapalı olması durumu bana garip geldi, paylaşmak istedim.
Günlük hayatta gerçek marketler ve mağazalar bile kapalı görülmezken, küresel bir sanal mağazacılık örneği olan Ebay iştiraki Gitti Gidiyor'un kapalı olmasına çok şaşırdım doğrusu.
Ne yazık ki ekran görüntüsü almadım. Şimdi yayına geçmiş site yeniden.
Tam yaptığım alışverişi tamamlarken site bakım moduna girmişti.
Neyse dönüp alışverişi tamamlayalım. Web tasaım işiyle uğraştığım için ve böylesine bir kurumsal sitenin kapalı olması durumu bana garip geldi, paylaşmak istedim.
4 Aralık 2012 Salı
LPG'yi Ruhsata İşletmek
LPG'sini ruhsata işletmek isteyenler aşağıdaki yazı bir forumdan alınmıştır. Faydasının olması dileğiyle.
Merhaba Arkadaşlar,
06/04/2012 de yeni taktırmış olduğum LPG mi ruhsata işletmiş bulunuyorum. İnternetten çok araştırmama rağmen hep eski bilgiler bulunmaktaydı. Bursa da yaşamaktayım ve Bursa şehrinde nasıl olduğu ile ilgili bilgiler vermek istiyorum.
Bir günde ruhsata işletmek istiyorum diyorsanız aşağıda ki adımları izlemelisiniz.
1) Tüpü taktırmış olduğunuz yerden fatura ve projenizi almanız gerekmektedir.
2) MMO odasına erken saatte giderek sızdırmazlık testini yaptıracaksınız. 25 TL ücret ödemesi var.
3) 2 adet EK 1 belgesi almanız gerekiyor. 20 TL (Ben Beşevler küçük sanayi MMO da yaptırdığım için hemen karşısında Minibüs te EK1 belgesi veriyorlardı. Kendiniz daha önce yaptırmak istiyorzanız herhangi bir sigorta şirketinden de hemen yaptırabilirsiniz.)
3) Bu işlemlerden sonra RANDEVU almadan direk Tüv Türk Araç Muayene istasyonuna gidiyorsunuz ve orada ki görevlilere LPG yi ruhsata işleteceğim diyeceksiniz. Randevu almadan öncelikli olarak giriyorsunuz. 149 TL (Aracınızın herhangi bir eksiği olmaması durumun da hemen muayeneden geçebilirsiniz.)
4) Bu işlemleri yaptırdıkta sonra elinizde olan belgeler Tüpün proje ve faturası, sızdırmazlık raporu, 2 adet EK 1 belgeniz ve muayene raporunuz ile Emniyet müdürlüğüne gidiyorsunuz (ACEMLER Emniyet müdürlüğü) Burada da 2 adet ruhsat alıyorsunuz 135 TL.
Yeni ruhsatınız hayırlı olsun. Toplam da 329 TL ödemiş oluyorsunuz.
NOT: Eğer aracınızı yeni almışsanız ve hemen LPG yi ruhsata işleteyim diyorsanız;
Noter size 1 ay süreli geçici araç tescil belgesi veriyor ve noter belgeleri emniyete gönderiyor. Aracı yeni aldığınızdan dolayı aracın trafik sigortası iptal olmuş oluyor. Trafik sigortasını yaptırdığınız anda Emniyet müdürlüğü ruhsatı çıkarıyor ve evinize posta ile yolluyor. Onun için hemen trafik sigortası yaptırmayın. Yukarıda ki işlemleri yaptırdıktan sonra trafik sigortasını yaptırırsanız Emniyete vermiş olduğunuz 135 TL cebinizde kalacaktır.
İyi günler dilerim.
Asansörde Tabutlu Kamera Şakası
Asansör şakaları meşhur oldu son dönemde. Milliyet foto galeride asansörde yapılan tautlu kamera şakası vardı. Videosunu aradım ama bulamadım. Onun yerine benzer bir asansör şakası buldum. Yine bir tabut var şaka içinde tabi. Kısa da olsa güzel bir video. Güldüm bir hayli.
18 Haziran 2012 Pazartesi
Yaz Gelmiş...
Hiç anlamadan gelen bir yaz. Çok anlamsız gelen bir yaz. Çalışan kazanır! Ne kazanması.. Çalış çalış hiç bir şey olmaz bu ülkede. Koca bir kış hissettirmeden bitti gitti. Ve biz yine yine çalışıyoruz. Senede bir hafta yaptığımız tatil ile kendimizi kandırıyoruz. Mecburi istikamet icabı nefsimizi köreltiyoruz.
Koca bir yıl çalışırsın. O beklediğin bir hafta gelir. Gidersin tatile. Nasıl, ne kadar hızlıydı anlam veremezsin. Herşey bizim inadımıza mı böyle acaba dersin.
Tüm emekçilere selam olsun. Şu yalan dünyanın keyfini süren elitlere de hiçbir şey söylemiyorum. Herkes bir kere dünyaya gelir, yaşar gider. Dileğim emekçinin emeğinin karşılığını manen de olsa alması, mutlu gitmesidir bu diyardan.. Selam olsun tüm ter dökenlere...
Koca bir yıl çalışırsın. O beklediğin bir hafta gelir. Gidersin tatile. Nasıl, ne kadar hızlıydı anlam veremezsin. Herşey bizim inadımıza mı böyle acaba dersin.
Tüm emekçilere selam olsun. Şu yalan dünyanın keyfini süren elitlere de hiçbir şey söylemiyorum. Herkes bir kere dünyaya gelir, yaşar gider. Dileğim emekçinin emeğinin karşılığını manen de olsa alması, mutlu gitmesidir bu diyardan.. Selam olsun tüm ter dökenlere...
31 Mayıs 2012 Perşembe
Yazın niçin açık renk giysiler giyiyoruz?
Yazın niçin açık renk giysiler giyiyoruz?
Yaz günleri, güneşli sıcak günlerde genellikle beyaz veya açık renkli giysiler giyeriz. Beyaz renk güneş ışığı içinde bulunan bütün ışınları yansıtır yani bütün renklerin birleşimidir. Siyah renk ise tam aksine bütün ışınları emer. Siyah renk üzerinde hiçbir ışın yansımaz, yani aslında siyah bir renk değildir, renksizliktir.
Siyah renkli kumaşlar ışığın hepsini tuttuklarından, beyaz kumaşlara göre tenimizi 5 derece daha sıcak tutarlar. Peki öyleyse Sina çöllerindeki bedeviler niçin siyah renkte giysi giymeyi tercih ediyorlar? Çünkü siyah renkli giysi, kumaş ile tenin arasındaki havayı ısıtıyor ama aynı anda bir havalandırma mekanizmasının da çalışmasını sağlıyor. Bu ısınan havanın yerini alan hava bedevilerin serinlik hissi duymalarını sağlıyor.
Siyah giysiler güneşin tüm ışınlarını tenimize geçirirler ama beraberlerinde enfraruj ışınlarını da. Bu nedenle çok güneşli bir günde açık renk giymek kesinlikle faydalıdır. Kapalı bir yerde ise enfraruj ışınları nüfuz edemeyeceği için siyah rengin ısıyı daha fazla iletmesi avantaj yaratabilir. Belki de dışa beyaz, içe siyah giymek, giysi, ten ve hava arasındaki ısı alışverişi için en ideal kombinasyondur. Tabii kışın da tam tersi.
Kışın üst üste giyinmenin asıl faydası iki giysi arasında hava tabakası oluşmasıdır. Bilindiği gibi hava iyi bir izolatördür. Yani ısı iletkenliği iyi değildir. Bu şekilde güneşin ışığı tutulduğu gibi vücuttan da ısı kaybı olmaz. Yani kışın iki kat giyinildiğinde dıştakinin siyah, içteki giysinin ise beyaz renk olması gerçekten faydalıdır.
Yaz günleri, güneşli sıcak günlerde genellikle beyaz veya açık renkli giysiler giyeriz. Beyaz renk güneş ışığı içinde bulunan bütün ışınları yansıtır yani bütün renklerin birleşimidir. Siyah renk ise tam aksine bütün ışınları emer. Siyah renk üzerinde hiçbir ışın yansımaz, yani aslında siyah bir renk değildir, renksizliktir.
Siyah renkli kumaşlar ışığın hepsini tuttuklarından, beyaz kumaşlara göre tenimizi 5 derece daha sıcak tutarlar. Peki öyleyse Sina çöllerindeki bedeviler niçin siyah renkte giysi giymeyi tercih ediyorlar? Çünkü siyah renkli giysi, kumaş ile tenin arasındaki havayı ısıtıyor ama aynı anda bir havalandırma mekanizmasının da çalışmasını sağlıyor. Bu ısınan havanın yerini alan hava bedevilerin serinlik hissi duymalarını sağlıyor.
Siyah giysiler güneşin tüm ışınlarını tenimize geçirirler ama beraberlerinde enfraruj ışınlarını da. Bu nedenle çok güneşli bir günde açık renk giymek kesinlikle faydalıdır. Kapalı bir yerde ise enfraruj ışınları nüfuz edemeyeceği için siyah rengin ısıyı daha fazla iletmesi avantaj yaratabilir. Belki de dışa beyaz, içe siyah giymek, giysi, ten ve hava arasındaki ısı alışverişi için en ideal kombinasyondur. Tabii kışın da tam tersi.
Kışın üst üste giyinmenin asıl faydası iki giysi arasında hava tabakası oluşmasıdır. Bilindiği gibi hava iyi bir izolatördür. Yani ısı iletkenliği iyi değildir. Bu şekilde güneşin ışığı tutulduğu gibi vücuttan da ısı kaybı olmaz. Yani kışın iki kat giyinildiğinde dıştakinin siyah, içteki giysinin ise beyaz renk olması gerçekten faydalıdır.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
Mum yanınca niçin geriye bir şey kalmıyor?
Mum yanınca niçin geriye bir şey kalmıyor?
Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.
Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır'da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa'da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.
Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.
Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.
Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.
Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan 'stearin' kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.
Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.
Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır'da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa'da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.
Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.
Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.
Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.
Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan 'stearin' kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.
29 Mayıs 2012 Salı
Asansör düşerken zıplanılsa ne olur ?
Asansör düşerken zıplanılsa ne olur ?
Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.
İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.
Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.
Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!
Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.
İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.
Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.
Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Boks ringleri niçin dört köşedir?
Boks ringleri niçin dört köşedir?
Bilindiği gibi, 'ring' kelimesi, İngilizce'de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle 'ring' denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.
Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.
Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.
Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen "ring" diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!
Bilindiği gibi, 'ring' kelimesi, İngilizce'de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle 'ring' denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.
Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.
Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.
Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen "ring" diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!
27 Mayıs 2012 Pazar
Atletler niçin saat yönünün aksine koşuyor?
Atletler niçin saat yönünün aksine koşuyor?
Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.
Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.
İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5'i, kadınların ise yüzde 3'ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.
Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.
Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.
İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5'i, kadınların ise yüzde 3'ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.
26 Mayıs 2012 Cumartesi
Gazeteler niçin enine düzgün yırtılamıyor?
Gazeteler niçin enine düzgün yırtılamıyor?
Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırlamazsınız, muhakkak zikzaklar oluşur.
Gazete kağıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kağıdında ağacın lirleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.
İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.
Peki lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama, lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.
Denerseniz göreceksiniz ki, bir gazete sayfasını yukarıdan aşağıya düzgün olarak yırtabilirsiniz. Ancak sağdan sola yani enine yırttığınızda düzgün yırlamazsınız, muhakkak zikzaklar oluşur.
Gazete kağıdının ana maddesinin ağaç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir gazete kağıdında ağacın lirleri yukarıdan aşağıya olacak şekilde gelir.
İşte bu sebeple bir gazete sayfasını düşey olarak yırtarsanız, yırtık, liflerin yolunu takip ederek düzgün bir şekilde aşağıya kadar iner. Enine yırtıldığında, her life rastlayışında yırtılma zikzak çizer.
Peki lifler niçin düşey doğrultuda? Bunun nedeni kağıdın üretiliş biçiminde yatıyor. Bu lifler çok az su içeriyor ve üretim bandında, bandın hareketi boyunca yayılıyor. Üretim bandı sonunda su kuruyor ama, lifler kağıtta uzunlamasına yer alıyor.
25 Mayıs 2012 Cuma
Sirklerde kılıcı nasıl yutuyorlar?
Sirklerde kılıcı nasıl yutuyorlar?
İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.
Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.
Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma'sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.
Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.
Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, 'U' şeklindeki bir neon tüpü yutmuş. Elektrik verilip neon lambası yanınca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.
Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.
İster inanın, ister inanmayın gösterilerde kılıcı yutanların yaptıkları numara sahte değildir. Gerçekten kılıcı yutarlar. Ana problem gırtlak adalelerini rahatlatmayı öğrenmek, böylece yutkunmaya mani olmaktır. Bu özellik haftalar boyu süren egzersizlerle kazanılabilir. Kılıcın boğazı kesme ihtimali yoktur, çünkü her iki tarafı da keskin değildir, yani kördür. Kılıcın ucu sivri gibi görünür ama midenizin tabanına ulaşamayacak boyda bir kılıç seçerseniz bu da problem yaratmaz.
Kılıç ve alev yutmanın büyük ustalarından Dan Mannix, bu konuda 1951 yılında bir kitap bile yazmıştır. Mannix bu işi başarabilmek için haftalar boyunca, günde en az bir saat, kesme ihtimali olmayan bir kılıç ile çalıştığını söylüyor. Birinci problem yutkunma refleksinden çıkmış. Yine haftalarca öğle yemeği yemeyerek, kılıç boğazdan girerken boğazın büzüşmesi problemini halletmiş. Sonunda bir gün kılıcı sokarken boğazı gevşeyebilir hale gelmiş.
Mannix işin en zor yanını geçtiğini zannederken esas zorlukla Adem Elma'sı denilen yerin arkasında karşılaşmış. Oradaki kıvrımı da geçmeyi başardıktan sonra, kaburga kemiklerine de dikkat ederek, kılıcı kabzasına kadar yutabilme yeteneğini kazanmış.
Kılıç yutmayı evde kendi kendine öğrenmeye kalkışmak son derece tehlikelidir. Hele bu numarayı yaparken konuşmayı profesyoneller düşünmezler bile. Yutmadan önce ve sonra kılıcın steril hale getirilmesi de çok önemli bir husustur.
Çok az da olsa katlanabilir kılıçları kullanan bazı hilebazlar ortaya çıkınca, Mannix kılıcı gerçekten yuttuğunu ispatlayacak başka numaralara geçmiş. Özel olarak imal edilmiş, çok ince kalınlıktaki, elektrik bağlantıları sadece bir tarafında bulunan, 'U' şeklindeki bir neon tüpü yutmuş. Elektrik verilip neon lambası yanınca, ışık vücudunun dışından da görülmüş. Böylece bu tip şeyleri gerçekten yuttuğunu ispatlamış.
Mannix ve asistanları işi öyle geliştirmişler ki, kızgın, kızarmış kılıçları yutma numaraları bile yapmışlar. Tabii önce asbest bir kılıç kınını yutarak.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Sabun kiri nasıl gideriyor?
Sabun kiri nasıl gideriyor?
Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.
Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.
Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu'da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.
Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.
İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.
Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.
Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.
Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.
Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.
Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu'da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.
Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.
İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.
Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.
Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
